Başlıktaki cümle, Zülfü Livaneli’nin Mutluluk romanından alınmıştır.

Metanoya kelimesini araştırdığımda etimolojik olarak kelimenin kökeninin Eski Yunan kültürüne dayandığını gördüm. Meta “üst”, nous “akıl” olmak üzere; yazar bu kavramı “kendinin ötesine geçmek”, “kendini aşmak”, “kendi olmaktan çıkmak” anlamında kullanıldığından söz etmiş. Benim ilgimi çeken de yazarın kullandığı bu anlamlar oldu.

Metanoya’yı Nietzsche’nin “üst insan” kavramı ile ilişkilendirenler de var. Ünlü filozofun kullandığı üst insan, akla ilk olarak ırka dayalı bir ideolojiyi getirmekte; fakat araştırmacılar bu anlamdan farklı bir anlama dayandığını savunmaktadır. Bu araştırmacılar diyor ki; “Nietzsche’ye göre insan dediğimiz varlık; hayvanla üst insan arasında kalmış bir varlıktır ve üst insana ulaşmaya çalışır. Bu yüzden insan tamamlanmamış, yani eksiktir ve amacı kendisini alt ederek tamamlamaya çalışmaktır”.

Sonuç olarak; ister metonaya, ister üst insan; ister de nefsi alt etmek olsun anlam aynı anlam: Kendini aşmak. Anlamlar benzer olduktan sonra isimlendirmeye takılmamak gerekir. Haaa, ben “metanoya”yı daha çok sevdim; o ayrı bir konu.

Madem etikete bakmayacağız anlama bakalım: Kendimizi aşmak, benliğimizin ötesine geçmek. Filozoflar, bilim adamları, din adamları, aynı şeyden bahsediyorsa vardır bunun da bir hikmeti değil mi? Benzer fikirler savunurken kavga etmeye gerek yokmuş aslında. Etiketlere takılıp kalmışız, birbirimizi anlamayı bırakın, dinlemiyoruz bile. Bak, dünyada en çok başvurulan kaynaklar bile aynı kavram hakkında benzer şeyler söylüyor. Takılma etiketlere; öze, arkheye, asla ne dersen de işte, ona bak!


0 yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.